Tufan Erhürman Resmi Web Sitesi

Sevgili Ali Bizden’in Sorularına Yanıtlarım

Sevgili Ali Bizden, 21 Mart 2014 tarihinde Havadis Gazetesi’nde yayımlanmış olan “Yaptıktan Sonra Tufan” başlıklı yazısında, konuyla ilgili olarak yapmış olduğum açıklamalardan hareketle bana bazı sorular yöneltmiştir. Öncelikle bana bu soruları yanıtlama fırsatı yaratarak konunun daha iyi anlaşılabilmesine yardımcı olduğu için kendisine teşekkür ederim. Sevgili Ali’nin sorduğu sorular ve sorulara yanıtlarım aşağıdadır:

Ali Bizden’in 1. Sorusu

“Sizin ifadenizle yalnızca özel hayatın gizliliğini ve haberleşmenin gizliliğini koruyan bu Yasanın basın mensuplarına birileri tarafından aktarılan ve kamuyu ilgilendiren haberlerin yapılmasının haberleşmenin gizliliği veya özel hayatın gizliliği ile herhangi bir ilgisi yoksa, hatta yapılan haber yalan haber içeren bir haber olsa dahi, yapılan haberin bu yasa ile ilgisi olmayacaksa, yine atıfta bulunduğunuz AİHM’nin kamuya mal olmuş bir politikacının veya kamusal figürün bir fotoğraf, bir cd, bir banka hesabı söz konusuysa bunların yayınlanmaları demokratik bir toplumdaki tartışmalara katkıda bulunacak nitelikteyse özel hayat kapsamında değerlendirilmeyecek dolayısıyla bir suç işlenmiş sayılmayacaksa, yine sizin Meclis kürsüsünden ifade buyurduğunuz üzere, nasıl oluyor da yine bu yasaya göre eğer bir telefon dinlendiyse, bir bilgi ele geçirildi ve gazeteciye verildi. Gazeteci kamu yararına bir şey görüp servis ederse, bu suçtur ama en asgari ceza verilecektir?”

 

Sevgili Ali, sanırım burada, analitik bir yöntemle, ilk bakışta sanki birbiriyle tamamen aynıymış gibi görünen üç ayrı soruyu ayrı ayrı ele alıp yanıtlamakta yarar vardır. Bu üç sorunu aşağıdaki şekilde birbirinden ayırıp her birinin yasayla ilgisi olup olmadığını ve yasayla ilgili olanların sonuçlarının ne olduğunu şöyle açıklamaya çalışmak isterim:

 

a) “Basın mensuplarına birileri tarafından aktarılan ve kamuyu ilgilendiren bilgilerin yayımlanmasının, bu bilgi yalan veya yanlış olsa dahi bu Yasayla herhangi bir ilgisi yoktur”.

Evet bu doğrudur çünkü ülkemizde çok yaşandığı gibi, bir kişi bir basın mensubunu örneğin telefonla arar ve ona, köyünde, çevresinde veya ülkenin genelinde meydana geldiğini iddia ettiği bir olayı aktarırsa ve basın mensubu da bunu haber yaparsa, bunun her şeyden önce haberleşmenin gizliliği ile herhangi bir ilgisi yoktur. Haberleşmenin gizliliğinin ihlal edilebilmesi için, öncelikle iki kişi arasındaki telefon görüşmelerinin dinlenilmesi, maillerin veya mektupların ele geçirilip okunması gerekir. Oysa bu örnekte bunların herhangi biri yoktur. Bir kişi telefonla bir olguyu veya olayı gazeteciye aktarmakta gazeteci de bunu gazetecilik mesleğinin gerektirdiği şekilde, örneğin, “şöyle şöyle olduğu iddia ediliyor” diyerek yayımlamaktadır.

Yine aynı örneğin “özel hayatın gizliliğinin ihlali” ile de ilgisi yoktur. Çünkü bu ihlalin gerçekleşmesi için de bir kişinin, örneğin özel yaşamına ilişkin bir görüntünün, bir fotoğrafın, o kişinin banka hesabının vs. ele geçirilmesi gerekir. Oysa burada, bir yurttaş, yalan veya yanlış olsa bile bir olayı ya da bir olguyu gazeteciye aktarmakta, gazeteci de bunu haber yapmaktadır.

Dolayısıyla, başta da söylendiği gibi, bir kişinin bir gazeteciye örneğin bir telefon açıp da yalan veya yanlış da olsa bir olayı veya olguyu aktarır, gazeteci de bunu haber yaparsa, bu durum ne haberleşmenin gizliliği, ne de özel hayatın gizliliği ile ilgili olduğundan, bu Yasa’nın kapsamında olmayacaktır.

 

b) “AİHM kararlarında da denildiği gibi, kamuya mal olmuş bir kişinin, örneğin siyasi bir figürün, sıradan bir insanın özel hayatı kapsamında değerlendirilebilecek ve demokratik bir toplumdaki bir tartışmaya katkıda bulunabilecek nitelikteki bir fotoğrafı, görüntüsü veya banka hesabının gazeteci tarafından yayımlanması bu Yasa’ya göre suç değildir”

AİHM, örneği 7.2.2012 tarihli, app. no. 40660/08 and 6064/08 sayılı “Case of Von Hannover v. Germany” kararında görülebileceği gibi, sıradan insanların özel hayatlarının kapsamının kamuya mal olmuş figürlerin özel hayatlarından çok daha geniş değerlendirilmesi gerektiğini söylemektedir. Mahkeme’ye göre, sıradan bir insanın özel hayatı kapsamında değerlendirilebilecek olan bazı görüntüler, fotoğraflar veya banka hesapları kamusal figürler (örneğin siyasiler) açısından özel hayat kapsamında değildir. Bunun ölçütü, bunların “demokratik bir toplumdaki bir tartışmaya katkıda bulunabilecek nitelikte” olmasıdır. Yani, örneğin bir siyasetçinin bir görüntüsünün, bir fotoğrafının ya da banka hesabının yayımlanması, demokratik bir toplumdaki bir tartışmaya katkıda bulunabilecek nitelikte ise, böyle bir yayım suç teşkil etmeyecektir. Aynı şey, bu Yasa için de geçerlidir.

 

(c) “Bu Yasa’ya göre, bir telefonun hukuka aykırı bir biçimde dinlenilmesi sonucu elde edilmiş bir kaydın gazeteciye iletilmesi ve gazetecinin bu kaydı telefon görüşmesinin taraflarının rızasını almaksızın yayımlaması halinde gazeteci hafif bir suç işlemiş olacak ve maksimum iki yıla kadar hapis veya para cezasına çarptırılabilecektir”.

Haberleşmenin gizliliği ile özel hayatın gizliliği çoğu zaman birbirine karıştırılsa da, birbirinden farklı iki ayrı insan hakkıdır. Nitekim bizim Anayasamızda, özel hayatın gizliliği 19’uncu maddede, haberleşmenin gizliliği ise 21’inci maddede düzenlenmiştir. Bir kişinin, fotoğrafının veya görüntüsünün çekilmesinin veya banka hesabının ele geçirilmesinin haberleşmenin gizliliğini ihlal ile hiçbir ilgisi yoktur. Haberleşmenin gizliliğini ihlal eden davranış, örneğin telefonların hukuka aykırı biçimde dinlenilmesi, iki kişiden birinin diğerine gönderdiği mektubun veya e-mailin okunmasıdır. Kamuya mal olmuş bir figürün demokratik bir toplumdaki bir tartışmaya katkıda bulunacak bir fotoğrafının veya görüntüsünün çekilmesi yukarıda da açıklandığı gibi özel hayatla ilgilidir ve AİHM kararlarına göre de, Yasa’ya göre de bu durumlarda özel hayat ihlal edilmiş, dolayısıyla bir suç işlenmiş olmayacaktır.

Oysa bir kişinin telefonlarının hukuka aykırı bir biçimde dinlenilmesi daha başlangıçta hukuka aykırı bir iş yapıldığını gösterir. Bu hukuka aykırı iş sonucu elde edilen bulguların gazeteciye ulaştırılması ve gazetecinin bunları haberleşmenin taraflarının rızası olmaksızın yayımlaması halinde bu Yasa’ya göre hafif bir suç işlenmiş olacak ve gazeteci maksimum iki yıla kadar hapis veya para cezasına çarptırılacaktır.

Pek çok ülkede, hukuka aykırı biçimde elde edilmiş bulgular, mahkemelerde delil olarak dahi kullanılamamaktadır. Sadece bir örnek vermek gerekirse, TC Anayasası’nın 38’inci maddesine göre, “kanuna aykırı olarak elde edilmiş olan bulgular delil olarak kullanılamaz”. Bu tip hükümlerin amacı, hukuka aykırı bulgu elde etme yöntemlerinin kullanılmasını engellemek için, bu şekilde bulgu elde edenlerin ulaşmak istedikleri sonuçları ulaşılmaz kılmaktır. Örneğin işkenceyi önlemek isterseniz, işkence sonucu elde edilen bulguları mahkemelerde delil olarak kabul etmezseniz ki işkence yaparak delil elde etmeye çalışanın motivasyonunu ortadan kaldırabilesiniz. Benzer biçimde, hukuka aykırı dinlemeler sonucu elde edilen veriler birçok ülkede, mahkemelerde delil olarak kabul edilmemektedir. Bunun bir örneği için, Hollanda istinaf mahkemesinin, AİHM’nin, 8 Nisan 2003 tarihli, app. no. 39339/98 sayılı “Case of M.M. v. The Netherlands” kararının 19’uncu paragrafında sözü edilen kararına bakılabilir.

Yasa da, ondan tamamen farklı olan özel hayatın gizliliğinin ihlali ile ilgili olarak değil ama haberleşmenin gizliliğinin ihlali ile ilgili olarak bu mantık gözetilerek hazırlanmış ve hukuka aykırı biçimde bir kişiyi dinleyen ve konuşmaları kaydeden kişinin bunları bir gazeteciye iletmesi halinde, bu şekilde elde edilmiş verileri yayımlayan gazetecinin hafif bir suç işlemiş olacağı ve maksimum iki yıla kadar hapis veya para cezasına çarptırılacağı düzenlenmiştir. Gazeteciler haber kaynaklarını açıklamak zorunda olmadıklarından, bu tip durumlarda elbette hukuka aykırı dinlemeyi yapan kişiye ulaşmak çoğu zaman mümkün olmayacaktır. Bu durumda gazeteci yayını yaparsa, hem hukuka aykırı dinlemeyi yapan hiçbir ceza almayacak, hem de istediği sonuca (hukuka aykırı şekilde dinlediği kişiyi kamuoyunda afişe etme sonucuna) ulaşacaktır. Yasa hazırlanırken engellenmeye çalışılan bu durumdur.

Ancak senin de bildiğin gibi, basın örgütlerimiz, hukuka aykırı bir dinleme sonucunda elde edilmiş olsa bile bir kaydı yayımlayan gazetecinin, bu yayımın yapılmasında kamu yararı bulunması durumunda, hiçbir ceza almamasını önermektedirler ki ben de, sayısız kez, bu konudaki önerileri görüşmeye hazır olduğumu kamuoyuna açık biçimde bildirdim.

 

Ali Bizden’in İkinci Sorusu

“Sitenizdeki yazılı ifadeleriniz uyarınca gazeteci, kamuya mal olmuş bir figürün/siyasetçinin bir bilgi/belge/cd/fotoğraf/banka kaydını yayımlarsa, gerçekten belirttiğiniz gibi, bu durum bahse konu yasayla ilgili olmayacak, dolayısıyla bahse konu yasayla yargılanıp cezalandırılamayacak mıdır?”

Bu soru özel hayatla ilgilidir. Yukarıda birinci soruda (b) şıkkında yer alan yanıtta görüleceği gibi, sıradan bir insanın özel hayatı kapsamında değerlendirilebilecek olan bazı görüntüler, fotoğraflar veya banka hesapları kamusal figürler (örneğin siyasiler) açısından özel hayat kapsamında değildir. Bunun ölçütü, bunların “demokratik bir toplumdaki bir tartışmaya katkıda bulunabilecek nitelikte” olmasıdır. Yani, örneğin bir siyasetçinin bir görüntüsünün, bir fotoğrafının ya da banka hesabının yayımlanması, demokratik bir toplumdaki bir tartışmaya katkıda bulunabilecek nitelikte ise, böyle bir yayım suç teşkil etmeyecektir.

 

Ali Bizden’in Üçüncü Sorusu

“AİHM kararını yorumlayıp yasayla ilişkilendirdiğiniz ifadeleriniz uyarınca, bu gazeteci suç işlememiş olacağından bahse konu yasayla yargılanıp cezalandırılmayacak mıdır?”

Bu sorunun yanıtını yukarıdaki ikinci soruda verdiğimi sanıyorum.

 

Ali Bizden’in Dördüncü Sorusu

“Bu gazeteci, KKTC Cumhuriyet Meclisi’ndeki konuşmanızda dediğiniz gibi suç işlemiş sayılıp, bahse konu yasayla yargılanıp asgari para ve asgari hapislikle mi cezalandırılacaktır?”

Burada yine özel hayatın gizliliğini ihlal ile haberleşmenin gizliliğini ihlal kapsamındaki konular birbirine karışmaktadır.

Yukarıda birinci soruya verdiğim yanıtın (c) şıkkında, gazetecinin maksimum iki yıla kadar hapis veya para cezasıyla cezalandırıldığını söylediğim durum özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği durum değil, haberleşmenin gizliliğinin ihlal edildiği durumdur. Herhangi bir yanlış anlamaya mahal bırakmamak adına bir kez daha tekrarlarsam, kamusal bir figürün, demokratik bir toplumdaki bir tartışmaya katkıda bulunacak nitelikteki fotoğraf, görüntü veya banka hesabının yayımlanması suç değildir.

Ancak Yasa’ya göre, bir kişinin hukuka aykırı bir biçimde dinlenilmesi sonucu elde edilen verilerin gazeteci tarafından yayımlanması hafif bir suçtur ve maksimum iki yıla kadar hapis veya para cezasını gerektirir. Ancak senin de bildiğin gibi, basın örgütlerimiz, hukuka aykırı bir dinleme sonucunda elde edilmiş olsa bile bir kaydı yayımlayan gazetecinin, bu yayımın yapılmasında kamu yararı bulunması durumunda hiçbir ceza almamasını önermektedirler ki ben de, sayısız kez, bu konudaki önerileri görüşmeye hazır olduğumu kamuoyuna açık biçimde bildirdim.

 

Sevgili Ali, ilk bakışta birbiriyle aynı gibi görünen (ama aslında hiç de aynı olmayan) örnekler, yukarıda yapmaya çalıştığım şekilde analitik biçimde birbirinden ayrılarak incelenirse, sanırım ortada herhangi bir çelişki ya da “son karar” verilmesi gereken bir durum olmadığı görülecektir. Sorduğun sorularla bu konulara biraz daha açıklık getirme fırsatı tanıdığın için çok teşekkür ederim.

3 Yorum

  1. Diyorsunuz ki (c):
    Hülasa, kamu yararı gözeterek yayın yapan gazeteciye yasaya göre 2 yıla kadar hapislik var.

    Teşekkürler Tufan Erhürman.

  2. Gündemimizde AKP Hükümetinin pisliklerinin, yolsuzluklarının ortaya dökülmesi varken bu yasanın geçirilmesi zamanlama açısından da dikkatleri üzerine çekmiştir. Hal böyleyken Tufan Erhürman T.C’de çıkan ‘tape’lerle ilgili düşüncelerini de beyan ederse halkın da kafasında Tufan Erhürman’ın yasayı ne amaçla hazırladığına dair daha net bir fikri oluşacaktır(Örnek vermek gerekirse; bugünlerde yayınlanan ses kayıtlarına bakıldığında bu kaynakları yayınlayanlar suçlu mudur değil midir? Buna mahkemenin karar vereceği muhakkaktır fakat önceki cümlemde de söylediğim gibi Tufan Erhürman’ın bu konuda fikrini bildirmesi Sn. Erhürman’ın bu yasayı neden hazırladığıyla ilgili toplumun aydınlatılması açısından önem arz etmektedir). Dahası, eğer özel hayat ifşa edilmeyip yapılan dinleme sonucunda ortaya çıkarılan yolsuzluksa veya kanuna aykırı olan bir durumsa bence ifşa edilmesinde bir sakınca yoktur ki Sn Erhürman da bu görüştedir. ‘Basın örgütlerimiz, hukuka aykırı bir dinleme sonucunda elde edilmiş olsa bile bir kaydı yayımlayan gazetecinin, bu yayımın yapılmasında kamu yararı bulunması durumunda, hiçbir ceza almamasını önermektedirler ki ben de, sayısız kez, bu konudaki önerileri görüşmeye hazır olduğumu kamuoyuna açık biçimde bildirdim.’ Bu alıntı Sn. ERhürman’ın yukarıda bulunan röportajından alıntıdır. Bu noktada görüşmeye açıksa yasanın bu bölümünde bir eksiklik olduğunu kabul ettiğini gösterir niteliktedir. Yasa önergesini sunup yasa geçtikten sonra bu beyanatta bulunacağına daha önceden bu yasa önergesini basın örgütleriyle tartışıp ortak paydada buluştuktan sonra bu yasa önergesini meclise sunması gerekmez miydi?

  3. Cenk Diler Reply to Cenk

    İki dostun soru ve cevapları epey aydınlatıcı oldu. Ama şunu belirtmekte fayda var. Bu konular; Amerika Birleşik Devletleri hukuk çevrelerinde tam 1 asırdır, Avrupa hukuk çevrelerinde da tam yarım asırdır tartışılmaktadır. Bu çevrelerin bu kadar tartışıp halen çözüm bulamadığını düşünürsek, bizde sanırım bu konular 10 asır tartışılacaktır :) Burada yine açık bir çağrı var.” Basın örgütleri gelsin, görüşelim, tartışalım ve gerekirse yasayı değiştirelim”. İşin özü bu…

Yorum Yaz